“Paylaş biraz!”
“Arkadaşına da ver!”
“Hep sen oynayamazsın!”
Tanıdık geliyor mu?
Birçok anne baba çocuklarının paylaşmasını ister ama bazen küçük çocuklar için paylaşmak sandığımız kadar kolay değildir.
Çünkü özellikle 2–6 yaş arasında çocukların dünyasında “benim” kavramı çok güçlüdür.
Oyuncağı, annesi, battaniyesi, hatta bazen sandalyesi bile onun güven alanıdır.
Yani çocuk paylaşmadığında “kötü” ya da “şımarık” olduğu için değil…
Henüz bunu öğrenme yolunda olduğu için zorlanır.
Paylaşmak Zorunda Kalınca Ne Olur?
Düşünün…
En sevdiğiniz telefonu biri sizden zorla alsa nasıl hissedersiniz?
Çocuklar da oyuncaklarına bazen tam olarak böyle bağlanırlar.
Bu yüzden:
“Paylaşmak zorundasın!”
demek yerine,
“Hazır olduğunda birlikte oynayabilirsiniz.”
demek çocukların kendini daha güvende hissetmesini sağlar.
Çocuklar En Çok Model Alarak Öğrenir
Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.
Eğer evde:
• anne baba birbirine yardım ediyorsa,
• paylaşmanın keyfi yaşanıyorsa,
• sıra bekleniyorsa,
• empati kuruluyorsa…
çocuk da zamanla bunu doğal şekilde öğrenir.
Çünkü paylaşmak bir “kural” değil, bir yaşam hissidir.
Paylaşmanın İlk Adımı: Güvende Hissetmek
Kendini güvende hisseden çocuk paylaşmaya daha açıktır. Oyuncağının tamamen elinden alınmayacağını bilen çocuk:
“Biraz sonra tekrar bana gelecek”
duygusuyla daha rahat davranır.
Bu yüzden çocuklara bazen:
“Önce sen oynayabilirsin, sonra sırayla devam ederiz.”
demek harika bir yöntemdir.
Her Paylaşım Oyuncak Değildir
Bazen bir gülümseme,
bazen bir sarılma,
bazen de arkadaşının üzgün olduğunu fark etmek…
İşte gerçek paylaşım burada başlar.
Paylaşmak sadece oyuncak vermek değil;
duyguyu, zamanı ve sevgiyi de paylaşabilmektir.
Ve Unutmayalım…
Paylaşmayı öğrenmek zaman ister.
Küçük çocuklar bazen paylaşır,
bazen paylaşmak istemez,
bazen de paylaşırken ağlar.
Bu çok normaldir.
Önemli olan onları zorlamak değil,
duygularını anlayarak yavaş yavaş rehberlik etmektir.
Çünkü sevgiyle büyüyen çocuklar,
paylaşmanın aslında mutluluğu çoğaltmak olduğunu bir gün mutlaka öğrenirler.